bir uzak sabah denizidir gittiğin kapı
ellerinde rüzgarın taşınmaz çamurları var
köpürmüş soylarımı toplarken çürüyen yanlarımdan
inan batmış şehirler gibi onarılmaz anılar
gözlerinde unuttuğum o eski aciz miras
almaya gelsem soluğumda dalgın yosun kokusu
biliyorum artık hiçbir gemi beni taşımaz
ve yeniden büyür içimde mağrur bir zakkum gibi terkedilmek korkusu
susarsın bir silahsızlanma akşamı
susarsın dudaklarında ıslıklar kanar
öpülmez dudakların ıslık yarası
mavzerdir dokunmalarım kirvem bilirsin
öpemem, öpersem tekmil bir aşiret tragedyası
hüznünü ver bana yeter, gizli hüznünü
kolları bağlı hüzün olsun dört yanım
ırağına vurma beni kirvem, ağlarım, delirirsin
sonra derler haklıdır sevdası
geç olur ki artık onarmaz rakılar
geç olur bir yaraya rakının dağılması
m. mungan
Bu gece en hüzünlü şiiri yazabilirim
Şöyle diyebilirim: gece yıldızla dolu
Ve yıldızlar, masmavi titreşiyor uzakta
Şakıyarak dönüyor gökte gece rüzgarı.
Bu gece en hüzünlü şiiri yazabilirim
Sevdim ben onu, o da beni sevdi bir ara.
Kollarıma aldım bu gece gibi kaç gece
Kaç defa öptüm onu sonsuz göğün altında
Sevdi beni o ben de bir ara onu sevdim
O durgun, iri gözler sevilmez miydi ama
Bu gece en hüzünlü şiiri yazabilirim.
Yokluğunu düşünüp, yitmesine yanmakla
Duyup geceyi, onsuz daha engin geceyi.
Ota düşen çiy gibi, düşmekle şiir cana
Ne gelir elden, sevgim onu tutamadıysa.
Gece yıldız içinde, o yoldaş değil bana
Hepsi bu. uzaklarda şarkı söylüyor biri.
Yüreğim dayanmıyor yitmesine kolayca
Gözlerim arar onu, yaklaştırmak ister gibi
Yüreğim arar onu, o yoldaş değil bana
Artık sevmiyorum ya nasıl, nasıl sevmiştim
Sesim arar rüzgarı ulaşmak için ona
Ellere yar olur. öpmemden önceki gibi.
O ses, ışıl ışıl ten ve sonsuz bakışlarla
Artık sevmiyorum ya severim belki yine
Ne uzundur unutuş ah ne kısadır sevda
Böyle gecelerde kollarıma aldım çünkü
Yüreğim dayanmıyor yitmesine kolayca
Belki bana verdiği son acıdır bu acı
Belki son şiirdir bu yazdığım şiir ona
"Pablo Neruda."
ey ölüm
yüce kaptan
haydi vakit gelsin
demir alalım
bu ülke sıkıyor beni
yola çıkalım...
"charles baudelaire "
ama öylesin inkar etme=)
sen de bi değişiklik görüyorum :)))
derken ....
Napiosun :/
bekliyorum hala.....yollarda kaldı gözüm
resimlerindeki köpecik kimin?
evet :)))
hehehe çok güzel olmuş çok yakışmış :)
ne bu kılık, gazeteciliği bırakıp fırıncılığa mı başladın :)
Akşam Musikisi
Kandilli`de eski bahçelerde,
Akşam kapanınca perde perde,
Bir hatıra zevki var kederde.
Artık ne gelen, ne beklenen var;
Tenha yolun ortasında rüzgar
Teşrin yapraklarıyla oyna.
Gittikçe derinleşir saatler,
Rikkatle, yavaş yavaş ve yer yer
Sessizlik daima ilerler.
Ürperme verir hayale sık sık,
Her bir kapıdan giren karanlık,
Çok belli ayak sesinden artık.
Gözlerden uzaklaşınca dünya
Bin bir geceden birinde guya
Başlar rü`ya içinde rü`ya.
Yahya Kemal Beyatlı
nirelerdesin
oley...=)
"...Bu yeni toplum biçiminde, daha önce sadece çalışmayı öğrenmiş olan bireylere tüketim fikri aşılanır: Modern insan, yaşamında üretime giderek daha az, kişisel ihtiyaçlarıyla refahının sürekli üretim ve yaratımına giderek daha fazla zaman harcar. O, bütün potansiyelini, tüm yetilerini tüketim uğruna hayata geçirmeye her daim hazır olmalıdır. İşten ziyade, tüketim yoluyla haz elde etmek, tüketim toplumunun eğlence ahlâkı'na göre, en önde gelen ödevdir. Reklam, pazar araştırması, televizyon ve diğer iletişim araçları gönüllü ve uysal tüketiciler yaratma amacı güder. .
Bununla birlikte, tüketimin anlamında da temel bir değişim söz konusu olur. Liberal kapitalizm içinde, daha önce nesnelerin üretimi, insan ihtiyacından ziyade, kar tarafından belirlenmekteydi. Marks'ın terimleriyle ifade edildiğinde, üretim, şeylerin "kullanım değerinden" çok, "mübadele değeri" tarafından belirleniyordu. Oysa, tüketim toplumunda, nesne kullanım ya da ihtiyaçtan daha bile kökten bir biçimde koparılır, ihtiyaca daha bile radikal bir tarzda yabancılaşır. Nesnelerin tüketimi şimdi, onların reklamlarda ifade edilen ve reklamlar tarafından pekiştirilen toplumsal statü v. b. g., derecelenmelerine tekabül eden, farklılaştırıcı bir anlamlar ya da "göstergeler" sistemi içindeki konumları tarafından belirlenir. ..."
“ Ahlak alanında kişişel çıkarlarla evrensel bir düzen kurulamaz. Evrensel yasanın amacı ve konusu , ancak tüm insanlıktır. Bu düşüncelere göre kant, ‘öyle davran ki, sakın araç yerine koymayasın insanlıgı ve kendinde olduğu kadar başkalarında da amaç olarak bul onu’ .... imdi büyük düşünürlerin şimdiye dek ahlak konusunda düşdükleri büyük yanlış, iyiyi ahlak düzeninden çıkaracakları yerde, ahlak düzenini iyiden çıkarmaya kalkmış olmalarıdır. Oysa ahlak alanında yapılan , bilim alanında yapılanın tersidir. Bilim alanında, kavrayışa duyulardan gelen malzeme. Us düzenine dogru giderek düzenleniyordu. Ahlak alanındaysa, usun düzeni, davranışlarımızla duyular alanına dogru gidiyor Mutlulukla mutluluk ile ahlakın birleşmesi, stoacılarla epikürcülerin yaptığı gibi olmamalıdır. Epikürcüler, mutluluga götüren yol, ahlakımızdır, demekle bu birleşede ahlakı inkar etmiş oldukları gibi ; staocular da, ahlaka götüren yol, bize mutluluktur, demekle duyulara göre iyi olanı inkar etmiş oluyorlardı. Bu inkar bir takımlarını zevk_ü sefaya, bir takımlarını da yeryüzünden eletek çekmiş, boş, kuru, değersiz bir yaşayışa götürmüştür ki, her ikisi de kişiye , insanlık ödevlerini unutturan bencil bir yaşayış yüklemededir. Mutluluk ile ahlakın birleşmesi ikisinin birliğinden değildir, diyordu kant ikisinin birbirine eklenmesindendir ”
"Bir şu-varlık olarak varlığı düşünen daha doğrusu anlayan biz insanlar, varlığın tersi, karşıtıyız. Çünkü varlığın varolmaması gereğine karşılık, insan varoluştur! Ve varoluş zamana yayılır; oysa varlığın zamanı da yoktur. Şimdi fenomenolojik yöntemle ontolojik bakımdan bakımdan zamanı inceleyecek olursak, onun niteliğinin kendi kendini yemek olduğunu görürürüz. Şöyle ki, zamanın kaçınılmaz, varlıksal bölümleri olan geçmiş ve şimdi ve gelecek hep birbirlerini kovan, yutan, kovalayan parçalardır. Zaman için diyordu Heidegger "olmadığı olan" diyebiliriz. O, hep kendinin dışındadır. Öyle ki, şimdi derken şimdinin dışına çıkılır; gelecek gelince geçmiş olur; geçmişse çoktan yoktur. Zamanın gerideki parçası kendi dışına çıkmadan geçmiş olamayacağı gibi_ ilerdeki parçası da ancak dışından gelecek'tir; içine girilince gelecek, gelecek olmaktan çıkar. Görülüyor ki geçmiş ve gelecek olarak zaman hep kendi dışında olup, şimdi de bu ikisinin arasında ezilerek hep kendi dışına çıkar. Varoluş diyordu Heidegger, bir tasarı olarak geleceğe doğru dışına çıkmakla, zamanın kendi dışılığına dalar; oysa kendi dışına çıkamayan yani varoluşu olmayan varlığın zamanı yoktur."
Hazırlayan: (degerli arkadaşım)birkan beggi> kaynak: NECİP ALSAN, EYLEM VE DÜŞÜNCE ÇAĞIMIZ